Bugün babamın doğum günü. Ben yine kutlamayı unuttum. Saat 6 dan sonra özür dileyerek aradım babamsa her zamanki gibi hiç kırılmadı ya da kızmadı. Çünkü o da tıpkı benim gibi bu tür şeylerde hep kötü olmuştur.
Evet doğum günlerini, yıl dönümlerini, özel günleri hep unuturum. Ne kadar denediysem nereye kaydedip yazdıysam hep sonu hüsran oldu. Bunun yüzünden hep sevdiklerim tarafından düşüncesiz olmakla suçlandım. Ancak sanırım sorunun ne olduğunu biliyorum. Sorun ciddiye alıp almamakla alakalı.
Ne kadar istesem de hayatın bize sunduğu tesadüfi durumları ciddiye almaktan kaçıyorum. Çünkü kaçmazsam bu çok kötü hissettiriyor. Örneğin doğum günlerimiz hakkında biraz düşünelim. Doğduğunuz günü bu kadar özel yapan nedir? Etrafınızdakiler sizlere "iyi ki varsın" mesajı vermek için bu günü yalandan kutlarlar. Gerçekten de var olmanız bu kadar önemli bir şey midir? O insanlar için ya da bu dünya için sizin varlığınız kutlanması gereken bir lütuf mu sizce?
Bir de hangi olaylar diziniyle dünyaya geldiğimizi ele alalım. Anne babanızın sizi dünyaya getirme sebebi nedir? Ya "biraz bebek severiz" düşüncesi, ya anne babalarının "torun" baskısı ya da belki en tesadufi olanı "kazayla" dünyaya geldik. Hiçbirimiz doğduğumuzda büyük amaçlar taşımıyorduk, hiçbirimize yaşayacağımız hayat gösterilip ister misin diye sorulmadı, en fazla birlerinin keyfi ya da düşünmeden alınmış bir karar varlık sebebimiz. Öyleyse bunu kutlanabilir yapan nedir?
Sevgilinizle karşılaştığınız günü kutlanabilir yapan nedir?
Size "evet" dediği günün aslında ekstra bir özelliği var mıdır?
İşe başladığınız günü bu kadar yücelten nedir?
Buraya kadar biraz iç karartıcı ve sıkıcı konuştum biliyorum fakat kafamda olan daha geniş bir düşüncenin temeli için anlattım bunları. İyice düşünürseniz aslında hayattın müdahale edebileceğimiz kısmının çok kısıtlı olduğunu fark edersiniz. İdealist düşüncede insanlar sürekli geleceğimizi kendimizin çizdiğini, kendimizle alakalı her şeyin bize bağlı olduğunu haykırıp dururlar. Depresyona girip bir terapiste gittiğinizde de size benimsetmeye çalışacağı düşünce temelde yine budur. Pekala, terapistin ofisinden çıkın köşeyi dönüp evinize yönelin, üst geçitten geçerken soğuk havada ayaklarında terlik olan bir çocuk göreceksiniz önünde ise bir baskül. Size isteyen gözlerle bakarken kulağına doğru eğilin ve az önce terapistten öğrendiklerinizi ona da tekrarlayın isterseniz:"Her şey senin elinde dostum, istersen bu hayattan kurtulabilirsin, eğer gerçekten çabalarsan istediğin her şey olabilirsin. Kendi yolunu çizebilirsi..." ve söyledikleriniz size de anlamsız gelmeye başlar.
Gerçek şu ki yaşadığımız hayat, geçirdiğimiz her an aslında bize bıraktığı izlerden ibarettir. Hafızamız da bu izlere dahildir. Eğer 10 yaşında bisikletten düştüyseniz ve buna dair ne bir yara iziniz ne de sizin ya da başkasının hafızasında bir anı yoksa aslında şu anda bisikletten düşmemiş olmakla aynısınız. Sizlere kalan bu izler aynı zamanda sizin karakterinizi, alışkanlıklarınızı, davranışlarınızı kısacası kim olduğunuzu inşa eder. Tüm bu zincirleme reaksion ise nasıl bir çevrede nasıl bir anne babanın çocuğu olduğunuzla başlar. Daha sonra karşınıza çıkan olanaklar ve insanlarla devam eder. Müdahale edemeyeceğiniz sonsuz değişken aslında şu an verdiğiniz her karardan sorumludur çünkü karakterinizi ve kim olduğunuzu onlar belirlemiştir.
Bu açıdan bakınca sizin ve üst geçitteki basküllü çocuğun arasındaki tek fark sizin ondan daha şanslı olmanızdır.
İnsanlar hayata bu açıdan bakmayı sevmez. Bunun 2 temel sebebi var bence. Birincisi bu kendinizi aciz hissetmenize neden olur. Hayatınızın geri kalanının aslında size değil de karşınıza çıkacak şeylere bağlı olduğunu hatırlatan bu düşünce yaptığı her hareketin anlamsız olduğu sonucuna götürebilir. Böyle düşündüğümde benim aklıma gelen şey şu: daha iyi bir fikrin var mı? hayır, öyleyse kes sesini ve devam et.
İkinci sebebi ise insanoğlunun kendi egosu. Yaşadığımız iyi şeylerden sadece kendimizi sorumlu tutmak isteriz. "Zamanında o dükkanı iyi ki almışım şimdi bak nasıl değerlendi hehehe çok süperim lan" düşüncesinin daha geniş hali bahsettiğim şey. Metro girişinde dilenen adamı gördüğümüzde içimizden "elin ayağın tutuyor dileneceğine çalış" deriz. Bazıları yüzüne söyler hatta. Bunu diyen bizlerin hayatına şöyle bir göz atalım. Ailemizin sağladığı parayla okumuş, bir tanıdık vasıtasıyla iş bulmuş, masa başında mesaiye kalmaktan şikayet eden bizler, o insanın hayatında karşısına neler geldiğini bilmeksizin hayata karşı pes ettiğinden dolayı ona kızıyoruz. Oysa sen çok hafif zorluklar karşısında defalarca pes etmeyi denedin. İlkokulda yazılıdan 100 yerine 70 alınca ağladın, lisede sevdiğin kişi sana bakmaz diye teklif bile edemedin, ders çalışmamak için direndin, üniversitede yok abi bitmez bu tez dedin, elindeki hayatın sana bedavadan sunduğu olanakları defalarca kenara ittin. Sadece her defasında onlar tekrar tekrar önüne koyuldu ve şimdi aldığın 3 bin lira maaştan dolayı kendini sorumlu tutuyor, o insanı o maaşı kazanamadığından ötürü suçlayabiliyorsun, bravo!
İnsan bu egosundan kurtulduğu zaman durumunu kabullenmek de kolaylaşıyor. Değiştiremeyeceğin şeylerden ötürü kendini suçlamayı bırakıyorsun. Benim özel günleri hatırlamakta ki eksiğim gibi mesela. Kendimi böyle kabullendiğimden beri etrafımdakiler de beni böyle kabullenmeye başladılar.
Sosyal medya diğer insanların harika hayatlar yaşadığını görüp sonra kendi hayatına bakıp mutsuz olman için vardır. Eğer az önce anlattıklarımı düşünürsen bu mutsuzluktan da kurtulursun.
Önceleri yetenekli insanları gördüğümde asla onlar kadar yetenekli olamayacağımı bilmek beni çok üzerdi. Tam olarak kıskançlık denemez buna daha çok kendim hakkında umutsuzluğa düşmekle alakalı. Yaptıkları şeyin güzelliği ve yaparken aldıkları haz ağzımın suyunu akıtırdı resmen.
Şimdi ise hayatın bana biçtiği görevin yeteneksiz olmak olduğunun farkındayım ve sadece görevimi yapıyorum. Pek zor da bir görev değil zaten hehehe. Sonuçta herkes onlar kadar iyi yapabilseydi kimse yetenekli sayılmazdı herhangi bir işte. Bir bakıma onların yeteneğinin yükünü çekmek benimkisi.
Eğer mutsuzsanız da benim gibi yapın. Mutlu insanların mutluluğunun size bağlı olduğunu unutmayın. Onlar için sevinin ve görevinizi hakkıyla yerine getirin(kıps).
(önceden yazdığım bir yazıydı sanırım halen okumakta olanlar için yazılarımı tekrar buraya geçirmeye başlayacağım şimdilik orta derecede bir taneyle başlamak istedim)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder