Özel olmak...
Bir anlamda, bir şekilde özel olabilmek. İşte hepimizin temel çabası bu.
Kafamda yine binbir sorgu var. Hesabı ödedikten sonra para üstünü veren herife boş gözlerle bakıyorum. Aslında onu gördüğüm falan yok. Adam uzun süre geri almayınca masanın üstüne bırakıyor, bozuk para sesiyle uyanıyor ve "pardon" diyorum. Günlerim böyle geçiyor çünkü kafam hiç boş durmadı benim. Hep dalgınım.
Hani polisiye filmlerde izleriz sorgu odasında sarı ışık altında polisler sanıkları köşeye sıkıştırırlar. Yaşam dediğimiz şeyi de alsak karşımıza sorgulasak hem sert hem yumuşak? Terlese biz sorarken, zayıf anını yakalayıp damardan girsek bi?
Ancak durum farklı, biz o yaşam denilen şeyin arkasından kurup bıraktığı oyuncaklarız. Ne kadar kurulduysak o kadar varız. Ne yöne kurulduysak o yöne doğru yürümek mecburi...
Peki gerçekten öyle mi?
Sahibin gerçekten hayat mı yoksa bir başkası mı? Hem evet hem hayır. Sahibin ailen arkadaşların sevgilin... Yani hayatın sana sundukları. Peki neden sahibin kendin değilsin?
Bir oyuncağı neden beğenir sever ve alırız? Ya görünüşü ya da yaptığı birşey hoşumuza gider. Bazen yapılış amacı bir vakfa yardım falandır bakmaksızın alırız. Oyuncakçılar da onları en güzel şekiled paketler süsler ve vitrine koyarlar.
İşte sen de vitrindeki bir oyuncak gibi yaşıyorsun ve o yüzden hep bir sahibin var senden başka.
Anlatıcam telaşlanma. Hep sormuşumdur kendime bunu. Neden illa da birşeyleri süper yapmak zorundayız? Neden birşeyleri iyi yapamayan birisi olmayan birisine denk bu hayatta? Sadece normal düzeyde yaşamak neden yetersiz? Neden herkes "özel olmak zorunda?
En basitinden 2 tane tanımadığın insanın öldüğünü duyduğunu düşün. Ama bu iki insandan biris sanatçıymış ya da süper futbol oynuyo olsun. İkisini de tanımadığın halde sanatçı olana, bir özelliği olana daha çok üzüleceksin. Diğerinin ise tek suçu "özel" olamamak.
Aslında herşeyin aslı bencilliğe dayanıyor. Çocuklukta verilen gazla başlıyor bu "bir konuda süper olma" şerefsizliği. Karnende matematiğin 5se hemen "matematik professörü" yapıyor anne baban seni. TV den duyduğun bir şarkıyı ezberleyince "Müziğe çok yetenekli" erken konuşaya başlayınca da "süper zeka" oluyorsun. Hatta bilinçaltına işlesin diye küçük yaştan itibaren isminin başına "doktor" koyarak hitab eden psikoz aileler bile var doktor murat gibilerinden. Çünkü anne babanın bile özünde bencillik var. "Benm oğlum bir şekilde süper manyak harikası olmalı çünkü ben yaptım" gözüyle bakıyorlar sana. Daha sonra övünebilmek için derslerin iyi olsun ya da birşeyde 1. ol istiyorlar hep. Başkasının gözünde işini iyi yapabilmiş olmak için çalışıp didiniyorlar sırf senin için.
Sonrasına biraz aklın başına gelince etrafına bakıyorsun. Bakıyorsun ki birilerinin seni sırf sen olduğun için sevmesi imkansız. Hocanın beğenmesi için derslerin iyi olacak, arkadaşlarının sevmesi için onların işine yarayan ya da hayran kalacakları birşey lazım, hele aşk diye sana anlattıkları şey sadece bir efsane. Ya doğuştan yakışıklı olucaksın sevgilin en azından arkadaşlarına hava atsın diye, ya da hayran kalınabilcek en az bir özelliğin olması lazım ki zaten o da ona alışıp sıkılınca seni bırakıp gidicek. Para işi ise bir alternatif zaten diğer eksiklerini(!) kapatan.
Birşeyler yapmaya çalışıyosun tabi. En çok prim yapanları tek tek deniyosun. Tahsilat mesela, hem ailede sülalede hem çevrede primi büyük. Asıl babam derslere. Hangi meslek daha çok primli, doktorluk mühendislik vs. Asıl oğlum asıl olmuyosa zorla mecbursun.
Sosyal yaşamda ne lazım? Geniş çevre bok para vs. Yap yavrum çevreyi sevdiğin sevmediğin insalarla bir sürü bağ kur. Sonra da arkalarından düşün konuş ne olursa artık...
E bir de yavuklu lazım di mi? Modaya uy, kültürlü gibi rol yap, cepte para bulundur, bir de onun başkasına anlatırken hava atabileceği birşey edin. Ne biliyim gitar çal git kas falan çalış basket oyna birşeyler yap işte. Sana alışana etiketin eskiyene kadar yararlanabildiğin kadar yararlan.
İşte o sarı ışığın altında hayat denen sanığa bu görüntüleri izletirseniz bülbül gibi şakıycaktır. Evet hepsini ben yaptım ama suç ortağım da onlar o bencil iyi olduğuna kendini inandırmış insan sürüsü diyecektir.
Dünya hep çoğunluğu iyi gibi gözükür ancak durum öyle değil. Kötü kişiler sadece hapse girmesi gereken insanlardan ibaret değil. Bakın girmiş demiyorum girmesi gereken diyorum. Yani kastettiğim dışardaki suçlular falan değil sizsiniz(biziz).
Ben inanıyorum. İnanmamak da bana göre başka bir kaçış. Olur da bir gün iyi biri olmanın o kadar kolay olmadığının farkına varırsan cehennemde cezalandırılacağını düşünürsün ve de kendine "ne yanması yea saçmalık bunlar" deyip kaçarsın. İnandığında ise "ben özümde iyi biriyim" diye kendine tekrar eder en sonunda bilinçaltını bile kandırırsın. Bu kişiden kişiye değişir tabiki ama bence böyle. Öyle ki yaptığın bencillikler vicdanını ile rahatsız etmiyecek hale gelir dikkat etmeyi bırak hatırlamazsın bile.
Peki benim yerimden baktığında güzel mi farkında olmak? Hayır yo hiç de keyif almıyorum. Benden tavsiye istersen sana kendini kandırmaya devam etmeni öneririm zira peşimdeki vukuatlarım beni rahatlatmaktan çok uzaktalar.
Bazen ölmek için herşey uygun herşey hazırdır ancak ölemezsin. İntihar falan değil bahsettiğim şey çok farklı. Gecenin yarısında nedensiz uyanıp sabaha kadar uyuyamayacağını bilerek üzülmek benimkisi. Denersin yatakta döner durursun gözünü hiç açmazsın ama uyuyamazsın işte. Ben istesem de kandıramıyorum artık kendimi.
En aklım "başkası ne düşünür" mantığıyla çalışmıyor artık. İçimden geleni yapmam gerektiğini geç öğrendim. O kadar geç ki içimden ne geldiğini unuttum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder