Bugune kadar henüz tozlanmamış küçük anılarımdan birkaç parça, ruhumdan da amatörce yazılmış bir kaç sayfa okudunuz bu blogda. Benim bildiğim okuyan arkadaşlarım olduklarından genelde iyi geribildirimler aldım. Demek ki eleştirip beni kırmaya kıyamıycak kadar seviyorlar. Kolay kırılmam korkmayın. Fazla mı iyimserim? Belki de okumayıp yorum yaptılar. Ya da beni gerçekleri söyleyemiyecek kadar az önemsiyorlar. Sonuç olarak hem onların hemde rahatlamanın verdiği gazla yine burdayım. Bugun biraz daha derinlere inmek niyetindeyim. Aslına bakarsanız iç çekmeye başlayana kadar yazabilmeyi çok isterdim ama o kadar güçlü olduğumu sanmıyorum.
Öncelikle şunu söyliyeyim. Kendiyle alakalı durumlarda cesur olamayan kimseler vardır. Onlar kendilerini bilirler. Lütfen o kimseler buradan itibaren okumayı bıraksınlar. Zira bu yazıyı okuduktan sonra benden tiksineebilir, belki çok öteki görebilirler beni.
İyi biri mi yoksa kötü biri mi olduğunuz hakkında şüpheye düştüğünüz oldu mu hiç?
Kendinizi bu konuda gerçekten sorguladınız mı bir defa olsun?
Kendi kendine çok konuşmak gerçekten sadece delilere mi mahsustur sizce?
Cevabın hayır olduğunu biliyorsunuz. Eğer hepiniz evet dediyseniz şu anda bir delinin düşüncelerine girmek üzeresiniz. Ahanda bir uyarı daha. Artık benden günah gitti.
O zaman biz deliler adına konuşayım. Hepimiz zaman zaman kendimizle muhakeme etmişizdir. Bunun illa da filmlerdeki gibi ayna karşısında şizofrenik bir şekilde olması gerekmez. Hayvanları ne kadar seviyor olsanız da elbet bir kediye tekme atmışlığınız vardır. Tekme attıktan sonra o olay vijdanımızda küçük bir tur atar. Ancak daha sonra ne olur bilinmez, hemencecik konu kapanıverir. Belki bir kediye tekme atmanın önem sırası bakımından alt sırada oluşundan kaynaklanan bir durumdur o seferlik. Ama ya daha fazlası söz konusu olduğunda?
Şimdi birazcık konudan konuya atlıycam. Cem yılmazın bir gösterisinden bahsettiği acı bir gerçeği hatırlarsınız. Herkes kendini cennette hayal eder. İnsanın fıtratında vardır bu. Bir şekilde affedileceğini ya da durumu hep kurtaracağını düşünmek. Örnek belki sadece inananlara hitap etti ama amacına ulaştı diye düşünüyorum. Peki hepimizin iyi biri olarak doğduğunu varsayarak şimdi size soruyorum: Ne bir insanı kötü yapar? Yapacağı hangi eylem? Kediye atacağı bir tekme? Yapacağı bir bencillik? Ağır mı olmalıdır şartlar hep? Birisini soymadan, yaralamadan ya da kimseyi öldürmeden kötü olamaz mıyız sizce? Evet bu işin çizgisini bilen var mı?
Peki pişman olmayan hangi suçlu kendi gözünde kötüdür? Her biri kendi dünyalarından bizim hissettiğimizden daha kötü hissetmez. Hatta bazıları kahramanlık yaptığını düşünür. Pişman olanlar? Onlar da aslında iyi biri olduklarını bir anlık bir yanılgıya düştüklerini iddia edicektir sorduğunuzda. Aslında insanın kendi muhakemesini yapması ne kadar zor görebildiniz mi? Kendine kötü demesi ne kadar zor...
Şimdi tekrar kendimize dönüyoruz. Hayatınızda sizi "kötü" sınıfına sokan hiçbir olay yaşamadığınızı düşünüyorsunuz. Ama bence o kadar basit değil. Kendinizle hesaplaştığınız her vakitte aynı kedi olayı gibi konuyu hemen kapatmayı seçtiniz çünkü. Tıpkı benim gibi. Ancak benim bir farkım var. Ben o dosyaları rafa kaldırdıktan sonra atmadım. Aklım da onları tekrar yargıya taşıyarak sürpriz yapıyor bana her an.
Şimdi gerçek düşünün. Arkadaşınızın sevgilisi hakkında kötü düşünmüşlüğünüz vardır elbet bir saniye bile olsa. Birine çok sinirlenip yaptığınız bir çok hata vardır. Dövdüğünüz sizden küçük ya da çok çelimsiz birisi, ya da harcadığınız çaresiz durumdaki bir insan... Çok uç gelmesin bunlar size, biliyorum yaşadığınızı. Elbet borç para alıp hacılamayı aklınızdan geçirdiniz. Hatta belki de birşeyler çalmışlığınız vardır. Sadece sizin bildiğiniz, hatta sizin bile çok arkalara attığınız yaşanmışlıklardan bahsediyorum.
Önceki yazılarımdan birisinde pişmanlıkla dolu olduğumdan bahsetmiştim okuyan bilir. Bir arkadaşım sağolsun iyi niyetiyle beni teselli etmeye çalıştı. "Oğlum birçok insanın hayal bile edemiyeceği belki ulaşamayacağı bir konumdasın ne bu şikayet" gibisinden laflar etti. Gülümsemiştim o an. Cesaret edip kendimle gerçekten adil hesaplaşabildiğim vakitlerdi aklıma gelen. Durup dururken ağladığım vakitler durup dururken değildi aslında. Ama ağladığın sahne gözünün önüne geldiğinde gülümsersin istemsiz. Benmkisi de o gülümsemeydi işte. Pişmanlık sizin için gelecek planlarınızda, seçimlerinizde yapmış olduğunuz hatalardan ibaret belki sadece. Ancak benim vijdanım ona attığım her çizik için hesap sormakta her gece. Ağlattığım her çocuk, annemi bilerek üzdüğüm her an, yaptığım her nankörlük her kıymet bilmez hareket arkadaşlarıma sevgilime kendime... Halamın benle konuşmaya çalışırken boğulup ölüşü bile göz kapaklarıma kazınmış sanki...
Yaptığınız bu kadar şey arkanızdan kötü bir karanlıkla koşuyorsa her gece; iyi biri olduğunuzu verdiğiniz sadakaya, arkadaşınıza aldığınız yemeğe ya da sırf aklınızda dönen iyilik içeren birkaç düşünceye nasıl bağlayabilirsiniz bana söylesenize???
Sizce ben iyi biri miyim?
Sizce siz iyi biri misiniz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder