12 Şubat 2016 Cuma

öldüren alışkanlık

yatağımda uzanıyorum fakat uykum yok. Sadece yapacak daha iyi bir şeyim olmadığından, tavanı seyrediyorum. Herkes en az bir defa yaşamıştır bu durumu. Bu sırada tavan civarında dolanan bir güve, elektrikli lambanın etrafında giderek küçülen halkalar çiziyor. En sonunda ampulun kendisine çarpıyor ve ısınmış lambadan geri sekiyor. Biliyorum ki lamba açık olduğu sürece bunu tekrar edecek ve bu şekilde burada can verecek. Ölüme doğru son sürat gitmesine rağmen sanki ölümden kaçıyormuşcasına telaşlı. Çarpıyor, bir daha deniyor. Defalarca sekiyor, pulları dökülüyor fakat vazgeçmiyor. Kendisini öldüren bu alışkanlığına bir çeşit bağımlı olmuş sanki.

Belki de evrim sürecine tüm canlılarda ortak kalan tek gen budur. Kendisini tüketen, yavaş yavaş öldüren şeylere bağımlı olma eğilimi. Hemen her canlıda var bu alışkanlık, tabi bizde de. Canımız sıkıldığında bir sigara yakarak, yahut bir kadeh içerek kendimizi ölüme bir adım daha yaklaştırarak rahatlıyoruz. Klasik bağımlılıkları geçtim, vücudumuza giren besinlerin bile en zararlıları en çekici olanları oluyor. Ciğerlerimizi eskiten oksijen, hücreleri yaşlandıran güneş ışığı, ihtiyacımız olduğunu düşündüğümüz ne varsa bizi yavaş yavaş öldüren birer ilaç aslında.

Son evre olarak da duygular, hisler var. Bağımlı olduğumuz her bir çağrışım, aslında canımızı en çok yakanlar. İnsanların aşk sanarak tutundukları duygu ve bunu tekrar tekrar yaşamak istemeleri... Depresyon: insanın çok zor kopacağı kendisine yaptığı bir işkence... Acı anılarımız, onları asla unutmayız hatta onları hatırlatacak nesneleri çoğu zaman saklarız. Çünkü o acının bağımlısıyız.

Her birimiz lambaya çarpan güvelerden farklı değiliz şu hayatta.

Kendime baktığım zaman bunu daha net görüyorum. Bazen düşünüyorum, bu depresif ruh halim ve düşüncelerim olmasa sanki yaşayamazmışım gibi geliyor. Yani mesela dışarıda çekilmez birisi olmamak için daha hayat dolu rolü yapıyorsun, kendime karşı da öyle olduğumu hayal ettiğimde midem bulanıyor. Böyle yaşanır mı amk diyorum. Ama baktığın zaman benimkisine de yaşanmak denmiyor sanki. Böyle yavaş yavaş kendimi tüketmekten memnunum gibi, ama sanki değilim de gibi. Sonuçta daha çok tatmin olduğu, kendisininkinden daha mutlu bir hayat kim istemez? Belki de ben istemem.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder