İkimizden biri ölmek zorundaydı, ya o ya ben!
O yüzden elimdeki altıpatları şakağıma dayadım, gözlerimi sıkı sıkıya kapadım. Ölümün hayatımdan daha kötü olamayıacağını düşünerek kendimi rahatlattım, ve tetiği çektim... Sonra gözlerimi açtım ve silahı karşımda oturan Tuncer'e verdim. Tuncer benin en yakın arkadaşımdı, dostumdu, kan kardeşimdi.
Ölmekten korkuyordu... Zavallı.
Bir kız dostların arasını nasıl açar derler. Bir kız için kan kardeşleri nasıl düşman olabilir. Olay bir kızın erkekleri birbirine düşürmesi değildir. Olay, en iyi dostunun stress anında, o duygusal karmaşada nasıl davrandığıdır. Çünkü kaç senelik arkadaşın olursa olsun, dostunu böyle anlarda gerçekten tanırsın.
Gerçek hayatta en sık yaşanan stres anı ise çekici bir kadındır...
İkimiz de aynı kadına aşık olduğumuzda öğrendim Tuncer'in nasıl bir dost olduğunu. Küçükken köyde düştüğümüz kuyudan ben kurtarmıştım onu, hem de kendi hayatımı tehlikeye atarak. Şimdi ise birbirimizin gebermesi için dua ediyorduk. Altıpatları Tuncer'in yüzüne doğrulttuğumda yüz ifadesini görmeliydin. "Hayır! Yapma!" diyerek köpek gibi yalvarmaya başladı. Eliyle yüzünü kurşundan koruyabileceğini zennederek kapatıyordu. Ölmeden önce yeterince eğlenmiştim. Yüzümü tekrar Tuncer'e dönüp "Allah belanı versin" dedim. Ben tetiği çektikten sonra yüzü bembeyaz oldu. Deneme sırası ondaydı. Artık 3 te bir ihtimal ölecekti.
Stressli bir iş öyle değil mi?
Zaten yeterince mutsuz bir insandım ben. Sokaklarda sahipsiz köpekler gibi gezer, el ele tutuşan öpüşen sevgililerin mekanlarında dolaşırdım. Ne istedi ki benden yukarıdaki? Niye tanıştırdı ki beni o kızla? Yemin ederim ben hiçbir şey yapmadım. Zaten yapamazdım. O geldi tanıştı benimle. Sanki birisi onu programlayıp üstüme salmış gibi. Ona karşı koymama imkan yoktu. Kaç senedir yalnızdım, saptım yani.
Sap olmanın en kötü yanı ne biliyor musun? Dalga geçilmek mi? Kimsenin tenezzül etmediği bir kalitede olduğunu bilmek mi? Sevişememek mi? Hayır hiçbirisi değil. Sap olmanın en kötü yanı istediğin zaman siktiredicek kimsenin olmamasıdır.
Birisine istediğin zaman siktiri çekebilmek. En azından bunun bilincinde olmak. Hayatında bir defa seçilen değil seçen taraf olmak. Yalnızca tek bir yakın arkadaşı olan benim gibi birisi bu duyguyu hiç bilemezdi. Direk dünyayı yok etmek istiyordum. Birbiriyle iyi geçinen bütün sevgilileri öldürmek...
Doğal olarak Tuncer'le de tanıştırdım kızı. Üçümüz takıldık bir süre. Kız ikimizle de arkadaştı. Ama ben farkında olmadan bok gibi aşık olmuştum ona. Anlaşılan Tuncer de hoşlanıyordu ki bir süre sonra garip davranmaya başladı. Mesela iki de bir, "izin verir misin özel bir şey konuşucaz" diyerek beni uzaklaştırıyordu.
Sonraları iyice soyutlamaya kalktı beni. Sanki ikisi takılıyormuş da, beni yanlarında gezdiriyorlarmış gibi.
Peki kız ne mi yaptı?
Doğrusunu istersen o ikimize de eşit davranırdı. Acaba hangi düşünceyle yapar bunu kızlar. İkisine de eşit davranayım, ayıp olmasın diye mi? yoksa ikisine de umut vereyim, kaçınılmaz olarak birbirlerine girsinler, ben de seyrederken eğleneyim diye mi...
Hayır ısrar etmeyin, kızın adını söylemiycem...
Sonra bir gün, kızın Tuncer'in evine gittiğini öğrendim.
Bardağı taşıran damla o oldu.
Saatler sonra kızın dışarı çıkarken apartman boşluğunda beni görmesine şahit olacaktım. Kızı kenara itip içeri daldım. Tuncer'in "n'oluyor!" demesine fırsat vermeden silahı yüzüne doğrulttum. Arkamdan beni durdurmaya gelen kızı yatak odasına attım. "Birazdan ikimizden biri ölecek ve katil de sensin!" diyip kapıyı üzerine kilitledim. Bir elimle silahı Tuncer'e doğrultmuşken, diğer elimle altıpatları çıkardım. Eğer bir pislik yapmaya kalkarsa öteki silahla suratını dağıtacaktım.
"Demek beni satacak kadar sevdin bu kızı... Peki o zaman, önce çevir, sonra sıkıp bana ver, tabi eğer yeterince erkeksen."
"Önce sen, tabi eğer yeterince erkeksen."
İlk denemeyi ben yaptım.
Ölmekten çok korkuyordu nedense, hile yaptığımın farkında mıydı acaba. Sıra tekrar ona geldiğinde altıpatları şakağına götürdü, fakat tetiği çekemedi.
"Sen kazandın, kız senin olsun al hayrını gör. Bir daha da karşına çıkarsam en adi şerefsizim."
Olayın hala kız olduğunu düşünüyordu. 20 yıllık arkadaşlığımızı ilk stres anında satmış olmak, işte asıl olay buydu.
"Ya 3 te 1 ihtimal ölürsün, ya da kesin ölürsün, sen seç" diyerek diğer elimdeki silahı gösterdim.
Altıpatları tekrar eline aldı, epeyce bekledi. En sonunda avazı çıktığı kadar bağırarak tetiği çekti. "Sana bir şey söylemeyi unuttum" dedim. "Bu iddiaya girerek seni kazıkladım, aslında oyunun başından beri ben kazanmıştım. Neden mi? Çünkü senin kaybedecek bir sevgilin, bir işin, evin, araban hatta sağlığın var. Bense cehenneme biletimi çoktan almış, otobüsün gelmesini bekliyorum. Senden ayrılmak zor olacak."
"En azından kendimi öldürmiycem" diye yanıtladı. "Ya sen kendini öldürmüş olacaksın, ya beni öldüreceksin."
"İçine mermi koyduğumu nereden biliyorsun?" dedim. "Ya da silahın gerçek olduğunu?"
Sonra diğer silahı kafama dayayıp tetiği çektim..
Bu çok ilginç bir duyguydu. Bir anda kafamda bir sıcaklık, sonra kafamın içinin boşaldığını hissettim. Acımadı pek fazla, silahın sesini bile doğru düzgün duyamadım. Yanarak ölen insanlar ne hissediyordur acaba. Acaba hangi noktaya kadar acı çekiyorlardır. Veya suda boğularak ölenler... Tamam adam havasızlıktan kıvranıyor ama, acaba hangi noktada canı çıkıyordur. Ben o konuda şanslıydım, çok fazla bir şey hissetmedim.
Neyse, senin nasıl oldu demiştin?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder