Metrobüsten inmiş eve doğru yürürken geniş alt geçitte maç yapan mahalleli çocukları gördüm. Şans bu ya top önüme yuvarlanıverdi. Her erkeğin yapacağı gibi topu şöyle bir düzeltip dibine doğru girerek çocuklara geri yolladım. İşte o anda sağ ayağımdan sırtıma doğru çıkan derin sızıyla beraber çok ama çok aşina olduğum bir duyguyu tattım. Bir daha topa öyle vuramayacağının, o çocuklar gibi koşamayacağının verdiği duyguydu bu.
Okuyan çok az kişinin anlayabileceği bir duygu bu. Ödevlerini nasıl olsa daha zaman var diye hemen hemen herkes ertelemiştir en az birkaç kez. Ancak naparsanız yapın ödevlerinizin zamanında yetişmeyeceği durumlar olur hatırlayın. İşte buna benzer ancak daha keskin bir duygu bu. 2 yıl önce olduğum bel fıtığı ameliyatının hayatımı ölene dek değiştirdiğini bana topa vuruşumun hatırlatması.
Bu hissi o kadar çok yaşadım ki hayatım boyunca. Askeri okul sınavına girmiş mülakata girmemiştim çünkü saram vardı. Nasıl olsa geçmem imkansızdı. O zamanlar istesem de ne kadar çabalasam da bir subay olamayacağımı anlatmıştı ailem bana. Aynı sebepten ailem olmaksızın gezilere, arkadaşlarımda kalmaya, maçlara vs gidemezdim. Sana hayatın boyunca anlatılan "yeteri kadar istersen her şeyi yapabilirsin" türünden lafların hepsinin palavra olduğunu ilk o günlerde anlamaya başladım.
O günlerde kafama koyduğum şeyler vardı. O durumumu atlatabilirsem eğer nasıl biri olmak istediğime karar vermiştim. Nitekim kısmen atlattım, lisede ailemden ayrı olmamın da verdiği cesaretle her etkinliğe ilk parmak kaldıranlardan oldum. Arkadaş çevrem çevremdeki en cüretkar insanlardan oluştu. Beraber başka kimsenin yapmadıklarını denedik hep. Kaybettiğim zamanın acısını çıkarır gibi bir halim vardı.
Bir yandan da hayatın gerçekleriyle tanışmaya devam ediyorduk tabi ki. Küçükken sana verilen "çok yakışıklı bu çocuk çok canlar yakacak" gazının hiç doğru olmadığını anlıyorsun önce. Ne kadar yakışıklı(!) ya da havalı olduğuna bağlı olarak hayatına karşı cinsi dahil etmeye başlıyorsun. Uzun boylu olmaya, yetenekli olmaya, daha zengin olmaya özeniyorsun. Sonra farkına varıyorsun ki hayatının aslında çok azı senin elinde. Sana biçilen yaşayışı kabullenmek zorundasın çoğunlukla.
Bu kabullenmeyi yaptığında, istediğin yaşayıştan, olmak istediğin kişilikten, sevdiğin kızdan çok uzakta olduğunu ve hiçbir zaman ulaşamayacağını anladığında başta bahsettiğimiz o his kalan hayatın boyunca hep seninle oluyor.
Bazı insanlar kilo verebileceğinin rahatlığıyla yediklerini pek umursamaz. Ya da vücudunu 6 ayda şekle sokabileceğini bilir ve o an dikkat etmez. İyi bir bölümde ya da okuldaysa iş bulabileceğinin rahatlığıyla okur. Bisiklet sürmeyi öğrenen birisi unuturum diye endişelenmez ve bu yüzden sürekli bisiklet antrenmanı yapmaz.
Peki ya aldığınız her bir gramı hiçbir zaman veremeyeceğinizi bilseydiniz? Hiç iş bulamayacağınız kesinleşse okurken okula devam edebilir misiniz? Bisiklet sürmeniz mümkün olmasa yanınızdan bir bisikletli geçince nasıl hissederdiniz?
İşte benim hayatım tam olarak böyle geçiyor. Oynadığım video oyununda bile asla internette izlediğim insanlar kadar iyi olamayacağımı biliyorum. Karakterimdeki asla değiştiremeyeceğim kötü özelliklerin çokluğu beni kahrediyor her gün. Biliyorum ki ailem benle gurur duymak yerine "olsun ne de olsa oğlumuz" diye düşünüp özveriyle sevmek zorunda kalacaklar her zaman. Arkadaşlarım bugüne kadar yaptıkları gibi beni hoş görecek. İyi bir insan ya da bir kızın yanında olsun isteyebileceği bir erkek olmayacağım hiç. Her şey için son otobüsü çoktan kaçırdım biliyorum.
Otobüsü kaçırdığınızda okula geç kalıcak ve devamsızlıktan kalıcaksanız o anda o dersten beklentiniz sona erer ve bütünleme sınavını ya da yaz okulunu düşünmeye başlarsınız. Ben de artık hayattan beklentimi en aza indirdim fakat bu sefer büt ya da yaz okulu pek mümkün gözükmüyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder