23 Ocak 2013 Çarşamba

mutluluk mu? o kadar uğraşamam

mutlu olmanın kolay olduğu vakitler vardı. insan özlüyor.

mutluluk deyince aklımızda canlanan bir çok şey vardır. kimisini aklına para, kimisinn aklına bir kavanoz nutella gelicek. kimisi sevgilisinin kimisi kankasının yanında mutlu. ama çoğumuzun mutlu olduğu ortak bir zamanımız var duyunca evet diyceksiniz:çocukluk.

çocukluğu acılarla geçen de vardır elbet, ancak hayat bu kadar ciddileşmeden bize kaşlarını çatmadan önceki zamanlardır çocukluk. yaşadığın acı bile şaka gibi çabucak geçer. deden öldüğü için ağlarsın belki ama eline bir şeker verirler susarsın.

peki neden mutluyduk? mutlu olmak için ne gerekiyor da çocukken kolaydı şimdi bu kadar zor?

birazcık aptallık birazcık cahillik belki.

hepiniz şu deyişi duymuşsunuzdur "cehalet mutluluktur". doğru anladığınızda sapına kadar doğru bu söz. gelin cahil olduğumuz bu zamanlara bir göz gezdirelim.

çocukluk en saf en cahil olduğumuz aynı zamanda da en çok kandırıldığımız zamanlardır. anneniz altın gününe giderken sizi evden "parka gidicez" diye çıkartır. evde koştuğunuzda alt komşunun "iğneci" olduğu yalanıyla sizi yatıştırır. oyuncak isteyince "paramız yok" diyecek(bu şekilde o kadar çok kandırıldım ki bu yüzden harçıklarımı biriktirip babama vermeyi teklif ettiğim bile olmuştur) geceleri sizi öcülerle korkutup uyutacaktır.

bunların hepsine sorgulamadan inanan saf aklımız iyi şeylere de inanacaktır elbet. işte mutluluğun sırrı da burda. çocukken her istediğiniz yapacağınız ve her hedefinizi gerçekleştireceğiniz konusunda en ufak şüpheniz yoktur. televizyonda gördüklerimizden sonra pilot ya da astronot olmaya kara verenlerimiz ne kadar çoktu hatırlayın. anne babamız da bizi bu konularda gaza getirmekten geri kalmazlar. herkese "pilot olcak astronot olcak benim oğlum" dedikçe yürekten inandığınız bu ihtimal kalbinizde büyür. astronot olacağınızdan hiç şüpheniz yoktur. ve artık astronot olduktan sonra hangi spor arabayı alsam diye düşünmeye başlarsınız. ferrari mi alsam yoksa lamborghini mi... ve istediklerimizn olacağınadn emin olduğumuzda evet mutluyuzdur.

şimdi kendime geçiyorum ve hatırlamaya kasıyorum. babamın bana bisiklet alma sözüyle tam 3 yaz mutlu olmuştum. bu söz 3 yaz ertelendi ama ben bir an bile şüphe etmedim. 3 yazı da beklediğim bisikletin mutluluğuyla, bir dahaki yaz süper bir bisikletim olacağı fikriyle geçirdim. alt kat komşumuzun benden 20 yaş büyük fıstık gibi kızı bana senle evlenicem dediğinde onu spor arabamın yan koltuğuna oturtmuştum bile kafamda. ancak o denyonun biriyle evlendiğinde gerçeklere biraz uyanır gibi olsam da düğünde babamın aldığı balon yine beni kandırmayı başardı. ve bi balona gelin adayımın başkasına imza atmasına göz yummuştum. futbola gerçekten meraklı biriydim. "biraz futbolcu olurum dünyanın en süperi olunca da pilotluğa geçerim" diyodum kafamdaki plan buydu. gelin görün ki şimdi topa vurmam yasak. pilotluk meselesine ise girmeyeceğim :D

ve biraz büyüyüp de birşeyler için çabalamak gerektiğini anlamaya başladığımız zamanlar. neden ders çalışmam gerektiğini anladığım olay bi kız yüzündendi. ilkolul 3teydi sanırsam pek de bi önemi yok zaten, öğretmenimiz sınıftaki oturma düzenini aldığımız notlara göre yapardı. aynı notu alanları yanyana oturtur yüksek not alanları ön sıraya oturturdu falan(ne kadar yanlışmış). ismi gizem olan bir kız ise daha o zamanlar hoşuma gitmeyi başarabilmiş. ama hatırlayın o vakitler erkeklerle kızlar 2 ayrı cephe gibidir kızlarla takılan birisi erkekler tarafından top muamelesi görücektir. aktım ki ona yakın olmanın tek yolu aynı sırada oturmak. ancak kızın notlar hem 90-100. bense notun sadece anne babadan daha az azar işitmek için gerekli olduğunu düşünen birisiyim hep 80-70. dedim kendime aşk için katlanıcaksın usta. ve ders çalışmakla birşeyler için çabalamakla ilk o vakt tanıştım. öyle çalışmıştım ki hepsinden 100 almıyım kızla aynı notları alym diye bazı sınavlarda boş bıraktığım sorular oldu. ve sonuç olarak öğretmen ikimizi işaret ettiğinde sonrasında ne dedğini mutluluktan duyamıyordum. bu hikayenin sonu gerçekten acıklı ve kötü bitiyor ancak belki başka bir yazımda devamını anlatırım...

bu olaydan sonra artık eski cahliyetim yoktu. bu da benim için mutluluğun azalmaya başlaması demekti. önce pilotluktan sonra da futbolculuktan vazgeçmem gerekti. ama zengin olacağımve spor arabalar alacağım fikri aklımdaydı. sonra baktım ki o arabalardan sokaklarda hiç yok. gözümü tv de gördüğüm extrem sporlara ve dünyanın değişik yerlerinde bulunan birçok zevke diktim. ancak en büyük extrem eğlencemin lunaparktaki aletler olacağını anlamam da uzun sürmedi. hayatımdaki amaçlarımın çoğunadn vazgeçtiğimde artık liseye gelmiştim. daha çok para kazanabilcek bir meslek bulmak gibi saçam bir amacım vardı artık. ve ucunda mutluluk falan da yoktu.

şimdi ise mutluluğu umduğum şeyler küçücük ve en kolay şeyler. benim için çarpan bir kalp taşıyan bir kişinin iki dudağından öpmek... masamda duran bir şişe... oyun konsolum... okuduğum kitabın umduğumdan güzel çıkması... birisinin iyi biri olduğumu söylemesi...çizgiroman koleksiyonumun nadir bir sayısına rast gelmek... hatta belki montumun cebinde unuttuğum bir 20lik bulmak hayattan beklediğim şeyler bunlardan ibaret. mutlu olabilmek için en kolay şeyleri arayıp bulmaya çalışıyorum. zor şeylere gözümü dikmekten korkuyorum. çünkü anneme soruduğumda bana yaparsın dese bile ben ona inanamam artık. beni vaktinde çok kandırdılar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder